Grip olunca neden “şifayı kaptın” deriz? Öksürük, halsizlik ve baş ağrısı… İşte hepsinin nedeni

Influenza virüsleri tarafından meydana gelen enfeksiyonlar grip olmamıza neden oluyor. Bu virüslerden bazıları halk sağlığı açısından tehdit oluşturmazken diğer tipleri ise salgınlara neden oluyor. Virüsün sahip olduğu protein yapısı her yıl farklılık gösterdiğini ve hastalıkla ilgili yeni bulguların ortaya çıkmasına neden olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doktor Nurgül Ceran “Grip sistemik tutulumu olan yani tüm vücudu etkileyen bulguların olduğu ve salgınlarla seyreden bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık hafif semptomlar ile seyredebildiği gibi ağır hastalık tablosuna neden olabilmekte ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Hastaneye yatışlar ve ölümler özellikle risk grubunda yer alan hastalarda görülmektedir.” açıklamasında bulundu.

*Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doktor Nurgül Ceran

Gribin hafif semptomlar ile seyredilebileceği gibi ağır belirtiler göstererek ölümle sonuçlanabileceğinin altını çizen Ceran, “Grip sistemik tutulumu olan yani tüm vücudu etkileyen bulguların olduğu ve salgınlarla seyreden bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık hafif semptomlar ile seyredebildiği gibi ağır hastalık tablosuna neden olabilmekte ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Hastaneye yatışlar ve ölümler özellikle risk grubunda yer alan hastalarda görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde influenza ilişkili ölümlerin çoğu 65 yaş ve üzeri hastalarda görülmektedir. Epidemiler yüksek oranda iş gücü kayıplarına, okul devamsızlıklarına ve üretim kaybına neden olabilmektedir. Hastalığın pik yaptığı dönemlerde hastanelerde ve polikliniklerde iş akışını aksatacak derecede yoğunluklar oluşabilmektedir. Epidemi dönemlerinde okula giden çocuklarda ortalama 3 gün okula devamsızlık nedeni olduğu bildirilmektedir.” dedi.

GRİP NASIL BULAŞIR?

Özellikle kış aylarında sıklıkla görülen mevsimsel gribin okul, kışla, hastane gibi kalabalık ortamlarda kolay ve hızlı bir yayılım gösterdiğini belirten Ceran, “Virüsler etken hava yolu, damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Enfekte olan bir kişinin öksürmesi veya hapşırması ile virüs içeren damlacıklar etrafa saçılmakta, bu kişilere 2 metre ve daha yakınında nefes alan kişilere solunum yolu ile bulaşmaktadır. Virüs kontamine yüzeylere temas etme yoluyla da bulaşmaktadır. Virüs bulaşı olan yüzeylere dokunma ve sonrasında kirli ellerin göz mukozası, burun ve ağız mukozasına temas etmesi ile de hastalık bulaştığı bilinmektedir. Yayılımı önlemede hasta kişilerin öksürme, hapşırma sırasında ağızlarını ve burunlarını kapatmaları, Covid-19 sürecinde alışıldığı gibi maske kullanmaları oldukça etkili önlemlerdir.” İfadelerini kullandı.

GRİP HANGİ DURUMLARA NEDEN OLUR?

Griple ilgili açıklamalarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doktor Nurgül Ceran, hastalığın seyrini ve hangi rahatsızlıklara neden olduğunu ise şu şekilde anlattı:

Grip ani başlangıçlı, ateş, öksürük, baş ağrısı, yaygın kas ve eklem ağrıları, yoğun halsizlikle seyreden, boğaz ağrısı, burun akıntısının da görülebildiği bir enfeksiyon hastalığıdır. Enfeksiyon etkeni bulaştıktan sonra bulguların görülmeye başladığı zamana kadar geçen ve kuluçka dönemi denen bir dönem sonunda hastalık belirtileri başlar. Grip için kuluçka süresi 1-2 gündür. Gribin ilk belirtisi ateş, üşüme, titreme, baş ağrısıdır. Halsizlik ve iştahsızlık ta eşlik eder. Hastalığın en bulaştırıcı olduğu dönem semptomların başlangıcının 4-5. günüdür.

BİZİ GRİP EDEN ŞEY HAVALARIN SOĞUMASI MI YOKSA ENFEKSİYONLAR MI?

Gripte hastalık bulgularına neden olan şey virüsle enfekte olmaktır. Havaların soğuması hastalığı oluşturan bir durum değildir. Böyle olmamakla birlikte soğuk havalar kapalı ortamlarda yaşamaya neden olarak hastalığın bulaştırıcılığını artıran bir faktördür. Grip etkeni genellikle solunum yolu epitelinde çoğalır ve solunum yoluyla yayılır. Hastalığın sistemik belirti ve bulguları vardır ancak ınfluenza direk olarak kalbi, beyni tutan bir etken değildir.

Yukarıda sayılan hastalık bulguları kişiden kişiye değişik oranlarda olmak üzere görülebilir. Genelde hastalık başlangıçtan sonraki birkaç günle iki hafta içinde bulguları giderek azalır. Bu süre yaş ve genel sağlık durumuna bağlı olarak hastadan hastaya değişmektedir. İki haftadan daha uzun süren hastalık durumlarında komplikasyondan söz edilmektedir.

– Grip, metabolizmanın ana organları yani kalp ve beyni tehdit edecek kadar dolması sonucu kendini temizlemek için tüm vücudu kontrollü çalıştırması şeklinde bir açıklama yapıyorlar, doğruluğu nedir? Bu tanımlama doğru bir ifade mi?

Influenzanın komplikasyonları akciğer ve akciğer dışı olmak üzere sınıflandırılabilir.

Akciğerle ilgili komplikasyonlar şöyle sıralanabilir. Primer influenza pnömonisi, ınfluenzalı kişilerde mevcut hastalığa ilave olan sekonder bakteriyel pnömoni (zatürre), bağışıklığı baskılanmış kişilerde ciddi pnömoniler, diğer akciğer komplikasyonları olarak kronik akciğer hastalığının alevlenmesi sayılabilir.

Akciğer dışı komplikasyonlar: Miyozit denen kas iltihabı, kalple ilgili komplikasyonlar olarak miyokardit ve perikardit, toksik şok sendromu ve nörolojik (Guillain-Barre sendromu, transvers myelit ve ensefalit) komplikasyonlar gelişebilmektedir.

GRİP TEDAVİSİ NASIL OLMALI?

Antiviral ilaçlar birçok ülkede mevcuttur ve ciddi komplikasyonları ve ölümleri azaltabilmektedir. İdeal olarak hastalığın erken döneminde (semptomların başlamasından sonraki 48 saat içerisinde) antiviral tedavi başlanması önerilmektedir. İki grup antiviral tedavi bulunmaktadır.

  1. İnfluenza nörominidaz proteini inhibitörleri (oseltamivir- tamiflu, peramivir-rapivab ve zanamivir-relenza). Peramivir IV kullanılan bir ilaçtır. Zanamivir 7 yaş altı çocuklarda ve astımlı kişilerde kullanılmaz.
  2. M2 iyon kanal inhibitörleri (amantadin ve rimantadin). 1968 yılında kullanılmış ve etkin bulunmuş bir antiviraldir. Son yıllarda pandemik ınfluenza virusu A(H1N1) amantadine dirençli bulunmuştur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından önerilmemektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) dünyada dolaşan influenza virüslerinin antiviral duyarlılığını izlemektedir. Böylece kemoprofilaksi ve tedavi için zamanında ve doğru bilgilendirme yapabilmektedir. Günümüzde dolaşan virüslerin büyük bir kısmı M2 kanal inhibitörlerine dirençlidir. Bu nedenle DSÖ tedavi gerektiren durumlarda ilk seçenek olarak nörominidaz inhibitörlerinin kullanımını önermektedir.

HASTALIK NASIL ÖNLENİR?

Hastalıktan korunmada en etkin yol aşıdır. Güvenilirliği ve etkinliği kanıtlanmış aşılar 60 yılı aşkın süredir mevcuttur ve uygulanmaktadır. Influenza aşı içerisindeki suşlar DSÖ’nün koordine ettiği influenza verileri baz alınarak hazırlanmaktadır o nedenle her zaman dolaşan suşla aşı suşu antijenik yapı açısından tam örtüşmemektedir.

Ama aşıya bağlı olarak hastalık şiddeti azalmakta ve komplikasyon gelişimi önlenmektedir. Riskli kişiler bulundukları bölgeye uygun grip mevsimi başlamadan her yıl düzenli olarak aşı olmalıdırlar.

Yaşlılarda influenza aşısı gençlere kıyasla hastalığı önlemede daha az etkilidir, fakat influenza aşısı hastalık şiddetini azaltmakta, komplikasyon gelişimi ve ölüm insidansını düşürmektedir. Aşılama özellikle influenza ilişkili komplikasyon gelişimi riski yüksek olan kişiler ve bu kişiler ile birlikte yaşayan, bakım veren kişiler için önemlidir. Influenzaya en duyarlı yaş grubu etkene karşı hiç immünitenin gelişmediği 2 yaş altı çocuklardır. Influenzadan en çok etkilenen yaş grubu ise 65 yaş üstü kişiler, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi yetersiz hasta grubudur.

Dünya sağlık örgütü (DSÖ) her yıl aşağıdaki risk gruplarının aşılanmasını önermektedir;

  • Gebeler (gebeliğin her üç dönemi dahil)
  • 6 ay ile 5 yaş arası çocuklar
  • Yaşlılar (65 yaş ve üzeri)
  • Kronik hastalığı olanlar
  • Sağlık çalışanları

İnfluenza aşıları eğer dolaşan virüs ile aşı içeriğindeki virüs maksimumda eşleşir ise koruyuculuğu en yüksektir. İnfluenza virüslerinin sürekli değişim özelliği nedeni ile DSÖ Global Influenza Surveillance and Response System (GISRS), ulusal influenza merkezleri ve tüm dünyadaki işbirliği merkezlerini içeren bir sistem, insanlarda dolaşan influenza virüslerini sürekli izlemekte ve aşı içeriğini yılda iki kez güncellemektedir. Aşılar İnaktif influenza aşıları (IIA), Rekombinan ınfluenza aşısı (RIA) ve Canlı atenüe influenza aşısı (CAIA-LAIV) olmak üzere 3 farklı yapıdadır.

DSÖ aşı içeriğini üç suş içeren aşı (trivalent), iki influenza A sub-tipi ve bir influenza B virüsü, olarak güncellemektedir. 2013 -2014 kuzey yarım küre influenza sezonundan itibaren 4 farklı suş içeren aşı (quadrivalent) geliştirilmesini desteklemek için dörtlü aşıyı önermektedir. Quadrivalent aşılar trivalent aşıların içeriğindeki virüslere ilave olarak ikinci bir influenza B virüsünü içermektedir ve influenza B virüs enfeksiyonlarına karşı daha yüksek koruyuculuk beklenmektedir. Enjektabl formda birçok inaktive influenza aşıları ve rekombinant influenza aşıları mevcuttur. Nazal sprey olarak canlı atenüe influneza aşılarıda mevcuttur. Nazal sprey aşılar 2-49 yaş grubu için uygundur ayrıca gebelerde kontendikedir.

– Grip olan hastaların çoğu ilaç tedavisi almak istiyor ama gribin ilaçlı da ilaçsız da 15 günde geçeceği söyleniyor. İlaç tedavisi hakkında ne söylemek istersiniz, sizce gerekli mi?

Normal bir grip seyrinde belirtiler başlar, giderek şiddetlenerek pik yapar. Bağışıklık sistemi normal kişilerde vücut savunma mekanizmaları bu süreçte harekete geçer ve hastalık sınırlandırılarak iyileşme süreci başlar. Bütün viral enfeksiyonlarda bağışıklık sistemi enfeksiyonu sınırlandırmak için farklı mekanizmalar oluşturmaktadır.

Gribe etkili antiviral ilaçlar ve aşılar geliştirilme süreci öncesinde yatak istirahati ve destek tedavisi hastalığın yatışma sürecinde yapılabilecek tek uygulamaydı. Kişi hastalıktan etkilendiği için istemese de bu süreyi yatarak istirahat ederek geçirmek durumundaydı. Günümüzde de aynı şeyler söz konusudur.

GRİP OLUNCA NEDEN ‘ŞİFAYI KAPTIN’ DERİZ?

Hastalık toplumda yaygınlaştıktan ve görülme sıklığı arttıktan sonra herkesin ilgisini çeker ve farkındalıkta artış söz konusu olur. Grip genelde klinik belirtilerin görüldüğü bir enfeksiyondur. Asemptomatik yani belirtisiz seyreden grip nadirdir. Bu nedenle de halk arasında hapşırma, öksürme gibi belirtiler başlayınca sende grip başlıyor, hastalığın geri kalan belirtilerini bekle anlamında şifayı kaptın denir.

Halk arasında soğuk algınlığı ile grip çok karıştırılmaktadır. Soğuk algınlığında burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve hapşırma vardır. Ateş genelde yoktur. Oysa ateş gripte en belirgin bulgudur. Kas ağrısı, halsizlik çok yaygındır. Aslında bu farkın vurgulanması önemlidir.

Günümüzde gribin yaygınlığı kesinleşince, grip bulguları yeni başlayan hastalarda veya grip olduğu kesin olan hastayla teması olanlarda koruma amacıyla kullanılabilecek antiviral ilaçlar bulunmaktadır. Gripte riskli gruplarda aşı yapılmasının yanında, tedavi seçeneği de bulunmaktadır.

– Hastayken neden iştah kesilir, bu iyi bir şey mi? Hasta kişiye zorla bir şeyler yedirmeye çalışmak doğru mu?

Hastalıkların çoğunda iştahta azalma görülür. Bu gribe özgü bir durum değildir. Enfeksiyon etkenleri vücuda girdiğinde sitokin veya diğer aracıları aktifleştirir. Bu maddelerin arttığı durumlarda genelde iştah azalır.

İştahsızlık gripte görüldüğünde iyi olarak yorumlanacak bir bulgu da değildir. Hastalığın bir belirtisidir. Bu dönemlerde hastaya zorla, istemediği gıdaları yemeye zorlamak doğru değildir. Hafif, kısmen kalori ihtiyacını karşılayacak, sıvı-elektrolit dengesini koruyacak şekilde beslenmeleri uygundur. Hastalık dönemlerinde hastalar kendilerine dayatılan yiyecekleri yiyemezler, zorlamak onları daha da yoran gereksiz bir uygulamadır.

– “Grip; öksürük, balgam ve geniz akıntısı yaparak beyne giden üst solunum yollarını temizliyor. Eğer bu boşaltım gerçekleşmezse vücutta atık kalmasına sebebiyet vermiş oluruz. İshal ise, beyinden aşağıya inen tüm toksinleri boşaltım yolu ile atıyor ve bağırsakları onarıyor.” Bu ifadeler doğru bir tanımlama mı?

Hastalık sırasında görülen öksürük, balgam çıkarma, ishal gibi bulgular hastalığın belirtisidir. Bu belirtiler başladığında enfeksiyon vücuttan atılacak, hastalık geçecek anlamını da taşımaz. Öksürük sırasında solunum yolu epitelinde çoğalan virusun etrafa saçılması söz konusu olduğu için enfeksiyonun yayılmasını artırır.

Hastalık sırasında ishal olunca toksin atılıyor, barsaklar temizleniyor diye bir durum söz konusu değildir. Bunlar hastalığın az görülen belirtilerinden biridir. İshal olmasaydı etken vücuttan atılamazdı, beyne ilerlerdi gibi inanışlar gerçeği yansıtmamaktadır.

HASTALIK BAŞLADIKTAN SONRAKİ 48 SAATE DİKKAT!

– Grip olan hastaların çoğu ilaç tedavisi almak istiyor ama gribin ilaçlı da ilaçsız da 15 günde geçeceği söyleniyor. İlaç tedavisi hakkında ne söylemek istersiniz, sizce gerekli mi?

Grip tedavisinde kullanılan iki tür antiviral bulunmaktadır. Nörominidaz inhibitörleri grubunda oseltamivir ve zanamivir yer almaktadır. Bu terapötik maddeler Influenza A ve Influenza B’ye karşı etkilidir. M2 protein inhibitörleri olan amantadin ve rimantadin yalnızca Influenza A’ya karşı etkilidirler. En yaygın kullanılan antigribal oseltamivirdir. Hastalık belirtileri başladıktan sonraki 48 saat içinde kullanılmaya başlandığında virusun çoğalmasını baskıladığı, yayılımını engellediği, hastalığın süresini kısalttığı ve komplikasyonların gelişmesini önlediği gösterilmiştir. Influenza viruslarının bir kısmı M2 inhibitörlerine dirençlidir. O nedenle Dünya Sağlık Örgütü tarafından nörominidaz inhibitörlerinin bir yaş üstü çocuklar ve erişkin yaştaki hastalarda kullanılabileceği önerilmektedir. Başlama süresi uygun olan hastaların tedavisinde veya özel gruplar için proflaktik olarak kullanımı tavsiye edilir.

– Gribin halsizlik yaparak; vücudun harekete ayırdığı enerjiyi toksin yakımına yönlendirmesi ve bu sebeple bolca dinlenmek, vücudun temizlik yapmasına fırsat vermek midir?

Gripte hastalık sırasında yaygın virüs yükü ve buna bağlı sitokin ve diğer mediatörlerin neden olduğu halsizlik bilinen bir durumdur. Enfeksiyon bu dönemlerde vücutta bağışıklık sistemi tarafından algılanır ve virüsü sınırlayıcı hazırlıklar yapılır ama ‘halsizlik olduğu için virüsü yeniyoruz’ diye bir ifade kullanmak doğru değildir.

İnsanlar enfekte olduğu için hastalık bulgularına katlanmaktadır. Tabi ki hastalığın sonunda virüs özgü antikorlar ortaya çıkmakta ve bağışıklık sistemimizin o virüsü tanımasına, ilerdeki salgınlar için bir bağışıklık hafızası geliştirmeye katkısı olacaktır. Ama hastalanmamak asıl hedef olmalıdır.




Leave a Comment